10 Ağustos 2011 Çarşamba

Sıkıldımcılar…

Sıkıldımcılar…
Yığınla sıkıldımcı tanıyorum... Değişik gelmiş olabilecek tabirimle şu sürekli sıkıldım diyen kitleden söz ediyorum. Hemen hemen her gün internet başında saatlerini geçiren ve sağa sola sıkıldımmm diyenlerden. Sıradan kısa süren bir can sıkıntısını anlayabiliyorum. Hatta yaşadığımda oluyor. Fakat hemen her gün vaktini boş boş harcayan ardından bana gelip sıkıldım diyen insanlardan ben hakikaten çok sıkıldım… Yapılabilecek o kadar çok şey ve o kadar çok olanak var ki… Ama bizler bazen körleşiyoruz. Zamanın kıymetini bilmiyoruz. Yeniliğe, değişime kafamızı uzatıp bakmayı dahi düşünemediğimiz anlar oluyor. Bir kutunun içinde dönüp duruyoruz sanki. Oradan çıkmaktan korkanı var, oradan başka yerler olduğunu bile bilmeyeni var. Var oğlu var… Onca varın arasında aslında büyük bir yokluktayız… Pineklemek en kolayı ve insanların birçoğu kolayın olduğu noktada yer alıyor. O kadar çok neden niçinim var ki… Örneğin bir tanesini itiraf etmek gerekirse bende bazen bu insanlardan oluyorum… Neden bile bile lades?
Hayatta en katlanılmaz olan şeylerden biri ise bir şeyi bilip tam anlamıyla uygulayamamanın vermiş olduğu o ‘aptal mısın’ hissi…

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Yalnızlık...

Yalnızlık. Nedir bu isyanı yalnızlık.
İnsanoğlun en büyük  korkularından biridir. Günümüz gençliğinin en gözde isyanlarındandır. Hemen hemen herkeste içten içe bir yalnız kalma korkusu vardır. Bu korku büyüyüp bir psikolojik hastalık haline gelebilmektedir. Gözünde gereksiz yere durumu büyütenler frene basmalıdır.
Kimileri de hoşnuttur bu durumdan ama benim izlenimime göre bu çok küçük bir azınlıktan ibaret.
Literatürlerde yalnızlık, bir duygu ve ruh hali diye geçiyor. Yoğun yaşanan bir duygudur. Yalnızlık psikolojisinin birçok çeşidi vardır…
Bu konuda benim de bir sitemim var. Bazı insanlar yalnız olmadıkları halde yalnızlıktan yakınıyor. İçsel yalnızlığını beyninde her geçen gün besleyerek yetiştiriyor. Ardından insanı yavaş yavaş saran bu duygu zamanla bir hastalığa dönüşüyor. Melankolik insanları sevmiyorum...
Ah birde gerçek yalnızlar var. Bakın onlara sözüm yok. Onlar yaşar bu duyguyu taa derinden…

Nazım Hikmetin de dediği gibi;

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.
Garibim,
Ne bir güzel var avutacak gönlümü bu şehirde,
Ne de tanıdık bir çehre.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Sabırlı Olmak Ya Da Olmamak

İnsan her daim ruh hali bir başka kalıbı alabilecek, evrende var olan en donanımlı varlık…
Öyle dolup taşarız ki bazen birden fazla duyguyu aynı anda içimizde barındırırız. İşte o anlar en tehlikeli olan anlardır... Olumlu düşünmeye, öfkesini bastırmaya çalışmalı olan insan, en çok o dolup taşdığı anlarda zorlanır. Hakim olamaz kendine, hükmedemez beynine eline koluna diline... İnsan dediğin kendini frenlemeyi bilecek arkadaş. Sözünü ettiğim o en zor anlarda tutumlarını düşünerek sergileyecek. Gerekirse birden fazla düşünerek. Ki pişmanlıklar sıralanmasın. İnsan en çok bu zamanlarında pişmanlıklarını yaratır. Bu da o anlarda düşünebilme özelliği göz ardı etmesinden ileri gelir. Düşün insan düşün… Ne demeliyim, ne yapmalıyım diye… Ama sabırsızız, tepkilerimizi acele veririz. Acele işlerde çoğu zaman anlık fikirlerden oluştuğundan yanlışlar doğurur. Bu yüzden sabırlı bir insan olmalıyız. Eğer aceleciysek bir dönün geçmişinize bakın bu durum neler doğurmuş. Ondan sonra sabırlı ya da sabırsız olmak size kalsın. Ben böyleyim napayım diyen insanlar var. Duyuyorum... Ben böyleyim, benim kişiliğim bu, yapım böyle diyenler işte siz aynı zamanda tembel insanlarsınız. Üşengeçsiniz. Gelişmek için değişmek gerektiğini bilmeyen ya da unutan grupsunuz. Hemen sunmuş olduğunuz bahaneleri yutup, silkelenin. Her şey kişinin elindedir… Değişmekte, yerinde saymakta… Şimdi ben susuyorum ve sizi kendinizle baş başa bırakıyorum...