30 Kasım 2011 Çarşamba

5 PARMAĞIN 5 İ BİR Mİ ?

Kafamızda putlaşmış düşüncelerimiz, yargılarımız var... Üstüne bir şey katamadığımız, derinine inemediğimiz...
Bu duruma sebep olabilecek 2 husus var...
  1. Bilgisizlik ya da eksik bilgi...
  2. Korkular... Yaşanmış ya da yaşanılabilir hüzünlere karşı savunma mekanizması...
Önyargılarımıza da bu 2 husus sebep oluyor...
Bir konuda pek bir bilgin yoksa, sağdan soldan duyduklarınla düşünmeye mahkumsundur ve eğer kaynak sağlıklı bilgi sağlamıyorsa yanlış veya eksik bilgiler senin bildiklerin olur ve onunla öter durursun. Yani bir konuda ahkam kesebilmek için, sağlıklı düşünebilmek için, bir yargılama yapabilmek için öncelikle konuyla ilgili geniş ve kesin bir bilgiye sahip olmalıyız. Ben çok kızıyorum daracık pencerisinden kulaktan dolma ötenlere... Neyse gel gelelim doğru ve geniş bir bilgiye sahibiz, bu noktada da hemen ben biliyorum edalarıyla ukalalığa luzum yok. Bu kez de benim bu konuda epey bilgim var deyip o geniş bilgi doğrultusunda bakıyoruz çevremize... Her zaman her konuda kesintisiz bilgi sahibi olamayız... Yeni ve farklı fikirlere açık olmalıyız. Dinlemeliyiz, anlamalıyız ondan sonra tartıp düşünüp konuşmalıyız... O putlaşmış düşünceleri arada bir gözden geçirmeliyiz. Gerekiyorsa yıkmalıyız... Beynimizde yargıladığımız kişiler ve yargı koyduğumuz konular önyargılar sebebiyle mi oluşuyor? Buna dikkat etmeliyiz...
Korkularımız var. Farkına vardığımız ya da farkında bile olmadığımız biliçaltımızda ki korkular... Yaşanmışlıkların, gördüklerimizin, duyduklarımızın sebep olduğu korkular bunlar... En beteri ise yaşayıp, yara aldığımız ve tekrar yara almaktan korktuğumuz korkular... Bu korku hayata ve insanlara karşıda güvensiz kılabiliyor. Korkularımızıda tıpkı o putlaşmış düşüncelerimiz gibi yıkmalıyız... Hayata karşı cesur olmazsak yerimizde sayar dururuz. Her anlamda risk alıyoruz yaşarken ve bu riskleri alırken bu korkularımızla baş edemezsek hiç yol kat edemeyiz.
Evet şimdi konumuzu toparlayacak olursak; bu ve bu gibi durumlarda öncelikli felsefemiz '' 5 parmağın 5 inin bir olmadığı'' olması gerekiyor. İnsanlara karşı birtakım önyargılarla bakarken şunu düşünebilirmiyiz lütfen; Düşünün aynı anneden ve aynı babadan meydana gelen 3 tane çocuğu düşünün... Hiçbiri diğerine benziyormu? Benzemez çünkü her insan, çevresi ve algısı bakımdan farklı bir yapıya sahiptir. 2 kardeş birbirine benzemezken biz nasıl ufak detaylarla yargılama yapabiliyoruz direk anlayamıyorum...Önyargılarımızla baş edip, onları yok etmeliyiz. Yok o Veliye benziyor, yok o kürt, yok o çok konuşuyor, yok o şöyle baktı, yok o böyle dedi, yok o alevi, yok o dövmeli, yok mesaj atmıyor, yok bu aramadı, yok o çok soğuk davrandı, yok o şuralı... Bu yoklar bitmez... Önyargılara sebep takıntılarda çoktur... Ama bazense karşıdan aldığımız enerji önyargıyı oluşturur... Neyse ne, bu duruma dur dememiz hayat akışımızda birçok şeyin olduğundan daha olumlu yönde gitmesine kapıları aralayacaktır...
Eveeet ne diyormuşuz; 5 PARMAĞIN 5 İ BİR DEĞİLDİR!

23 Kasım 2011 Çarşamba

Kısa Kısa

-Yaşınız kaç olursa olsun, karşınızdaki insan kim olursa olsun size hakaret etme luksu yoktur. Hele ki gereksiz yere, haksız yere... O kadar çok psikolojisi bozuk insanlar var ki, sizi kendilerine stres topu olarak seçebilirler... İzin vermeyin. Kabullenmeyin o itamları. Ezdirmeyin kendinizi.
-Arkanı dönüp gitmen gerekir bazen... İstesen de istemesen de gitmen gerekir... Arkamda bıraktığım izlerle, arkama bakmadan gidiyorum.

-Bazen birtakım şeyleri çok iyi bilsek de, bilmiyorumu oynarız. Bazen bildiklerimizle yüzleşmek yerine, bilmek istediklerimizi yanımıza alırız. Yapmayalım! Bu sadece gereksiz zaman kaybı... Ruhunu acıtsa da gerçek, o gerçeği kabullenmek zorundasındır!

-Eleştiri ile hakaret arasında çok ince bir çizgi vardır...

-İnsan kalitesini giydiği kıyafetlerin kalitesi sanan ahmaklar... Siz satılık insanları, satın almak ne kolay!

-Terazinin bir sağ tarafı, bir sol tarafı ağır basıyor. Bir dengede durmuyor. Ne alsam ne koysam bir dengeyi yakalayamadım. Bende koyduğum herşeyi kaldırıyorum artık ve ancak boş kalınca dengeyi yakalıyorum. Eğer dengeyi yakalayamıyorsan kaldır at içindekileri! Zorlama!

11 Kasım 2011 Cuma

TANIMAK...

Benim bir iddiam var. Bu dünyada hiçkimseyi tam anlamıyla tanıyamazsınız... Anneninizi, babanızı, kardeşinizi, kocanızı bile... 

Vakit kaybetmeden, bu düşünceme sebep olarak sunacaklarıma gelelim;

1- Gösterileni görüyoruz. Anlatılanları biliyoruz. Herkes kendini bize tam anlamıyla sunmuyor. Bizse gördüğümüzü, duyduğumuzu anlamak istediğimiz gibi yorumluyoruz.
2- Hayatımızda her an değişime mahkumuz... Bu mahkumiyet bizim şahsi kimliğimizde de zaman zaman oynama yapmaktadır. Bazen bir kelime bile yeter birtakım şeylerin değişmesine... Her zaman söylerim değişemeyecek tek şey değişimdir... 5 yıl öncesine bir gidin bakalım birçok şeyi, şuan ki gibimi düşünüyordunuz? Farklıydı... Zaman geçtikçe de farklılaşacak...
3- İnsanlar özel hayatında farklı, iş hayatında farklı bir kimliğe bürünürler. Nitekim bu böyle olması da gerekir. İş hayatınızdan tanıdığınız A kişi ve A kişi hakkında düşündükleriniz onun özel hayatına girince çok farklı bir hal alabilir.
Bu sebeplerden ötürüdür ki bence kimseyi tam anlamıyla tanıyamayız... Tabi kimsede bizi tam anlamıyla tanıyamaz...
Hayatın her alanında riskli durumlarla karşı karşıyayız... İnsanlar yönünde de bu böyle... Zaman her ne kadar birçok şeyi çözmede yardımcı olsada, risk hükmünü sürer. Düşüncelerim sizlere çok şüpheci bir yaklaşım gibi gelebilir ancak mantıklı bir bakış açısı bunu gayet iyi anlar diye düşünüyorum...
Dilerim değişimler, güzel kazanımlarla olumlu yönde olur...

1 Kasım 2011 Salı

Umut ve Hayal

28.09.2010
18:50
Yolculuğum bazen havada bazen karada...
Yolcuyum tükenmek bilmeyen bir yolda...
Yolun sonu görünmüyor, git git bitmiyor...
Arada durup soluklanıyorum, umut dolu...
Kısa sürüyor umudum.
Bir bakıyorum vapurun vakti gelmiş, koşuyorum.
Bitmek bilmeyen bir istikamete doğru koşuyorum...
Bitmek bilmeyen birşey daha var;
Adı umut.
Bitiyor diyorum, işte yolun bittiği limanım...
Aldanıyorum...
Umudun en yakın arkadaşını tanıyormusunuz?
Ben tanıyorum hemde çok yakından.
Onun adı ise hayal.
Hayal hep kandırıyor umudu.
Hayal o kadar saf ve temiz ki,
Umut hemen inanıyor ona.
İnanmamak işten değil, hayalin içtenliğine...
Hayal inandıklarının peşinde, inanarak yanıltıyor umudu...
Hayal umuda, umut ise hayale aşık.
Ayıramazsınız onları.
Aralarındaki bağı, aralarındaki çekimi,
Koparamazsınız.
Hayalin bir bakışı, bir gülüşü;
Yeterlidir umuda...
Yeter ki görsün hayalini...
19:20

Vazgeçemiyorum!

27.12.2010
17:25
Kullandığın sigaradan başka bir marka sigara içmek istemezsin. Ancak gün gelir başka bir tada tutulur diğer sigarayı bırakırsın ve artık bu sigaradan başka bir sigara içmek istemezsin.
Birinden hoşlanırsın öyle ya da böyle sonu hüsran olduğunda unutamayacağını sanıp dövünürsün. Sonra gün gelir bir başkasından hoşlanırsın ve neticede bir önceki hüsranının yerini yepyeni duygular alır, diğeri unutulur.
Yeni aldığın bir ceket bir süre üstünden düşmez. Daha sonra rafa kalkar yerini bir başka ceket alır.
İnsanoğlunun vazgeçilmez gördüğü her ne varsa zaman içinde vazgeçilmez olmadığını ortaya koyar.
Ciğerini mahveden o sigara, ciğeri yakan o insan, ciğerini ısıtan o ceket... Aslında hepsi vazgeçilebilir ögelerdir.
Çünkü hiçbir şey vazgeçilmez değildir!
Vazgeçin, ''vazgeçemiyorum'' lafından!
Gerekiyorsa kopacaksın alışkanlıklarından!
17:35