1 Aralık 2012 Cumartesi

Boşluk Doldurma

Eğer yalnızsanız, bir insanı birçok vasıf yerleştirerek sevebilirsiniz.

Bazen bir erkeği yeri geldiğinde bir baba ya da bir abi gibi, küçük bir çocuğu kendi çocuğunuz ya da kardeşiniz gibi... Bilinçaltı uygun kişiyi görünce eksikleri gidermek adına yola çıkar. Durum böyle olunca da o kişilerden gereğinden fazlasını beklemeye başlarsınız. Beklenti gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğrarsınız...
Sevgiliniz, babanız olamaz.
Anneniz, arkadaşınız olamaz.
Arkadaşınız, kardeşiniz olamaz.
Olmaya çalışabilir, ama gibiden öteye gidemez. Tam anlamıyla tatmin edemez. Bu yüzden gereksiz boşluk doldurmacalardan vazgeçmeliyiz.


Bana, mutlu olmanın sırrı yeri geldiğinde kabullenebilmekten geçiyor gibi geliyor...

Bazen savaşmak gereksiz. İsyan saçma olabiliyor. Hele ki hele kadere isyan... Genel anlamda herkes kendi kaderini kendi yazıyorken, kadere isyan anlamsız. Seçemediğimiz çok fazla bir şey yok, ailemizi seçemiyoruz. Ardından kareler oturduktan sonra her şey seçimlerimiz ve şansımız doğrultusunda ilerliyor.

O halde doğru seçimler ve bol şanslar diliyorum :)

22 Eylül 2012 Cumartesi

Melankoli Kokulu

Hayalleri kurmuş, planı yapmıştım.
O öyle, bu böyle olacaktı işte...
Her şey hazırdı, ben dahil.
O güvendiğim sıkı plan tutmayacak gibi görünüyor...
Planım, üst düzey bir hayalden ibaret değildi.
Oldukça gerçekçi iken, gerçekleşmeme ihtimali can sıkıcı oldu.
O an uyandım...
Belki bu değil olması gereken hayalin dedim.
Sonra açtım bir sayfa.
Sen varsın işte karşımda...
Anlıyor musun?Hayır, anlamıyorsun.
Anlayamazsın, çünkü anlatmıyorum.
Aslında anlatmak istiyorum.
Hiç susmadan sabaha kadar konuşmak...
Anlatmak, anlatmak, anlatmak istiyorum...
Sonra olmuyor, susuyorum...
Hepsi bana bakıyordu. Sanki ne düşündüğümü anlıyorlar gibiydi... Aldırmadan yanlarından geçtim. Bakışlarımı kaçırdım. Çünkü korktum. Birinin akmayan gözyaşlarımı görmesinden korktum...
Ben güçlüydüm, ben yol gösteren, ben her türlü lodos da yıkılmayan, ben rol model, ben ben ben...

Ben son zamanlarda kendimi yorgun hissediyorum.


Sevgiler

21 Ağustos 2012 Salı

Bir Gemi Olsa

Ne yapmalı? 
Bugünün huzuruna mı koşmalı, yarının kaygısı ile mi yanmalı 
Zamanın hızına yetişemiyorum. Bazen öyle oluyor ki ben yarını planlarken, yarın bitmiş oluyor sanki. 
O kadar hızlı akıyor ki zaman... O kadar hızlı gelişiyor ki herşey. 
Bu hız beni korkutuyor. Sanki yetişemeyeceğim. Oraya, ona, o saatte yetişemeyeceğim gibi geliyor. 
Bu hıza ayak uydurup ağzımdaki lokmalarıı sindirmeden mi devam etmeliyim? 
Olmaz yapamam zaten midem rahatsız... 
Ben bu hıza ayak uyduramayacağım. Bildiğim yoldan şaşmayacağım. 
Yetişemezem, yetişemem. 
Acele edemem. Sonra şeytan karışır mazallah. 
Sen beni bilirsin, bilmelisin. 


Kulagımda o kızın sesi; 

Bir gemi olsa 
Kocaman bir gemi 
Alıp götürse buralardan beni 
Unutsam geldiğim yerleri 
Silinse geçmişin izleri 
Üzüntüler sızlanmalar ağrılar 
İyileşse gemide tüm yaralar 
Bir gemi olsa 
Kocaman bir gemi olsa
Alıp götürse buralardan beni 

Neylan-Serhat

15 Temmuz 2012 Pazar

İnanmak Başarmanın Tamamıdır

Hani bir kıpırtı vardır. Birçoğumuzun tattığı, bazılarının tatmaya çalıştığı, bazılarının ise unutmaya çalıştığı... 


Bilenler kısa bir süreliğine anımsamaya çalışabilir mi? Nasıldır o kıpırtı? 

Kalbinle, yüreğinle, benliğinle hissedersin o kıpırtıyı... Heyecan duyarsın. Çok fazla beynini kullanamazsın. Sarhoş gibisindir. Düşündüğün tek bir nokta var. Fakat o öyle bir nokta olur ki... O noktanın her bir zerresi, bir çok şey ile eşleştirerek düşünülebilir. Hayaller gelir ardı arkasına. Uçsuz bucaksız hayaller... 
Geçenlerde bu kıpırtıyı yaşayan bir kadın gördüm. Gözlerinin içi gülüyordu. Anlatıyor, anlatıyordu. Heyecanlıydı. Umutluydu. Mutluydu. Konuşurken eli ayağı birbirine dolaşıyordu. Hayalleri vardı. Birde kıyıda kalmış ufak bir karamsarlığı... Bu geçmişten gelen, hüznünün eseri olan karamsarlıktı... 
Eksikti. Hepimiz kadar eksikti... Ancak farklı bir tarafı vardı. Eksiklerinin farkında ve buraya en ince detayına kadar ne koymak istediğini biliyor. Daha da ötesinde istediğine er ya da geç ulaşacağına dair sonsuz inanıyordu. Aradığını bulmak bir tarafa dursun, onunla tanışmıyorken bu inancı taşıyordu. Yani inancına dair ufacık bir ümit ortada yokken o büyük bir inanc besliyor. 
Ve kazanıyor. İnanıyor ve kazanıyor... Şansın, kaderinde rolü vardır elbette. Ancak o kadının ''inanıyordum'' derken, gözlerini bir görseniz... İnanmanın yeterli olduğuna ikna olurdunuz. 
Bizlerde inanc eksikliği var sanki. O kadar karamsarız ki olumlu şeylere dair birşeylere inanmayı, hayalperestlik gibi görüyoruz. Hayatı akışına bırakmak, anı yaşamak hayat felsefemiz olmuş durumda. Argo bir şekilde tabir edersek ''Aman be abi yarın ne olacağı belli mi yarın gelir o zaman bakarız'' hesabı geçiyor günler... 
Neden böyleyiz ? Fazla large olmaktan olabilir mi? Yanlış diye bir kavram kalmadı 
sanki. Her şeyin affı var. Hatadan, yanlıştan hiç korkmuyoruz. Okey cesaret güzelde, sınırları aşmamak lazım... 

Konuyu toparlamak gerekirse, o kıpırtı bambaşka birşey... Yaşayan, yaşamaya-yaşatmaya devam etsin. Yaşamayan inancını kaybetmeden aramaya devam etsin. Unutmaya çalışana ise kolay gelsin:)

Baba'ya Mektup...

Bundan yıllar önce bir genç kız, babasına - Babalar Gününde bir mektup yazmıştı... 
İşte o mektup; 

Sevgili Babacığım;

Küçücük bir kızken sen bana kocaman gelirdin... Kocaman ellerin, kocaman parmakların vardı. Benim küçük ellerim kaybolurdu, senin avuçlarının içinde... Büyüyünce biraz işler değişti, iktidar savaşları başladı aramızda. Her şeyin en iyisini sen biliyordun aslında ama ben bunu bir türlü kabul etmek istemiyordum. Ergenlik çağımdaki deli yüreğim ve kaynayan kanımda yaptığım hatalarım olmuştur. Öfkeli, hırçın, asi tavırlarımı sabrın ve olgunluğunla beni kırmadan hallettin, halletmeye de devam edersin. Şimdi düşünüyorum da ne kadar haklıymışsın. En doğru olanı bilen senmişsin aslında canım babacığım... Yanındayken bulduğum huzuru başka hiçbir yerde bulamıyorum. Senin verdiğin sevgiyi başka hiçbir baba veremezdi. Senin sevgine layık olmaya çalışıyorum. Düştüğümde kolumdan tutup kaldırdın. Desteğini hiçbir zaman benden esirgemedin, esirgemezsinde. Üşüdüğümde, sana sarılarak ısındım. Ağladığımda, sana yaslandım, teselli buldum... Korktuğumda senin kolunun altına sakladım kendimi, rahatladım.

SEN BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİSİN!

Sevgisini babasına bu kadar açık anlatmayan insanlar tanıyorum ben. Ne kadar yazık. İnsan sevgisini göstermeyecekse karşısındakine, niye yaşatır ki o sevgiyi içinde? Şanslıyım ben saygı çerçevesi içinde seninle birçok şeyi konuşabiliyor ve derdimi paylaşabiliyorum.

Allah ailemize uzun ömürler versin babacığım...

Bana yaşattığın ve yaşatacağın her şey için sonsuz teşekkürlerimi sana şimdiden sunmaktayım.

Herkese nasip olmayan bir olay bizimkisi!
Şükürler olsun ki çok sevdiğim ve gurur duyduğum bir babam var ve şükürler olsun ki o da beni seviyor... 

Son olarak sevdiğim kısa bir sözü yazmak istiyorum sana;
İyi ağaç kolay yetişmez; 
Rüzgar ne denli güçlü eserse,Ağaç da o denli sağlam olur. 

Seni seviyorum...

27 Haziran 2012 Çarşamba

Beşinci Boyut

Yıllar önce başımdan geçen, beni şaşırtan bir olayı paylaşmak istiyorum…

Lise 1. Sınıftaydım. Bir öğretmenden özel ders alıyordum. 40’lı yaşlarda, kısa boylu, biraz tombul, kısa saçlı, sempatik bir bayandı…

Günlerden bir gün, yine dersimiz vardı ve okul çıkışı beni okulun önünden aldı. Evine gittik. Yiyecek bir şeyler hazırladı. Yedik, içtik ve derse koyulduk. 1,5 saat kadar çalıştık. Ders bitti.

Benim eve dönme vaktim geldi. Hocam beni eve bırakabileceğini söyledi. Ben bu öylesine olan teklifi kabul etmedim. Kendim gidebileceğimi söyledim ve vesaitleri sordum. Beni bulunduğumuz odadaki camın önüne götürdü ve benim evime doğru giden minibüslerin nereden geçtiğini gösterdi. Gördüm, anladım, teşekkür ettim ve evden çıktım. Kısa bir yürüme mesafem vardı. Yürüdüm, yürüdüm. Minibüsü gördüm, binmeden önce paramı çıkarayım dedim. Cüzdanımı açtım, ancak hiç para yoktu… Öğrenciydim, çok bir param yoktu zaten ama 3-5 kuruş bir şeyler vardı, en azından beni eve götürebilecek kadar ve ben bundan emindim… Fakat çantayı talan etmeme rağmen hiç bir şey bulamadım. Ne yapacağımı şaşırdım. O an çevrede kimsecikler yoktu. Birkaç dakika düşündüm, yürüdüm. Asla öğretmenime gidip, para isteyemezdim. Bunu katiyen yapamayacağımı düşündüm… Çantamda hiç açılmamış 1 paket Tadım’ın Antep Fıstığı vardı… Karşımda da bir bakkal... Aklıma, o bakkala gidip, çantamdaki Antep fıstığını satın alabilir mi diye sormak geldi. Yürüdüm, bakkalın kapısına vardım ve utanıp geri döndüm. Allah’ım ne yapacağım ben şimdi diye düşünüp, duruyordum. Ben öylece düşünürken karşı yolda birden bir araba gördüm, eski model beyaz bir Fiat Doblo… Gördüğüm karede; bir adam, arabanın bagajında bir şeylere bakıyor, bir şeylerle uğraşıyordu… Ben karşı yoldaydım aradan arabalar geçerken birden gözüme ilişen bu sahne, birkaç saniye öncesine kadar orda olmayan ve ne zaman nasıl oraya geldiğini çözemediğim o araba ve o adam…

Adam yüzünü bana çevirdi, anlamsızca bana bakıyordu. Aramızdan arabalar geçiyor ve o gözünü hiç ayırmıyordu. Zaten gergin olan ben daha fazla gerilmeye başladım. Hatta sinirlenmeye… Bu adam ısrarla bana niye bakıyordu ki… Ben fazlasıyla rahatsız oldum, kafamı çevirdim. Hareketsizce orda öyle duruyordum. Birkaç dakika sonra adama baktım, adam hala bakıyordu. Bagajı kapattı ve karşıdan karşıya geçmeye doğru yöneldi. Aman Allah’ım adam yanıma geliyordu. İyice telaş oldum artık. Gözünü ayırmadan bakıyor ve yaklaşıyordu… Ne yapacağımı bilemedim. Belki bir dakika belki de sadece saniyeler süren adamın yanıma yaklaşma sürecinde, aklımdan inanılmaz bir hızla birçok düşünce geçti... Son kararım şöyle oldu; gelmesini ve her ne diyecekse demesini bekleyecek sonra haddini bildirecektim.

Geldi. Yavaşça geldi… Elini cebine soktu. Ne yaptığını anlamıyor, bir yandan merak - bir yandan sinir haliyle öylece bekliyordum. Elini cebinden çıkardı ve bana uzattı… Elinde bozuk paralar vardı. Şaşkınlıktan dilim tutuldu sanki, hiçbir şey diyemeden öylece suratına baktım… Gülümsedi. Parayı aldım. Teşekkür ettim mi etmedim mi bilmiyorum. Hemen yanımdan uzaklaştı. Karşıya geçti, aracına bindi ve gitti.

Birkaç dakika orda durdum, düşündüm. Sonra minibüse bindim. Başladım ağlamaya… Kendimi tutamıyordum. Herkes bana bakıyordu. Tarifsiz bir duyguydu tattığım… Belki de bir daha tadamayacağım.


Önemli bir detay daha var ki; adamın verdiği para kuruşu kuruşuna benim o an ihtiyacım olduğu kadardı, 2 vesait yapacaktım ve tam yetti.

Bu olayı bir başkası gelip bana anlatsaydı ‘ Çok fazla Beşinci Boyut'u izliyorsun (samanyolundaki enteresan dizilerden biri) ‘ derdim herhalde… Ancak yaşadım ve abartmıyorum. O adam aksakallı dede gibi geldi, yardım etti ve uçtu gitti...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Zaman Kaybetme

Zaman mıdır ilaç yoksa seçimlerimizden doğan kaderimiz midir?

Yaşanılan sıkıntıları zamana dağıtmak oluruna bırakmak çoğu zaman çözüm yolu olsa da, yaşam politikamıza uygun çözüm ortaklığı sağlayabilecek kararlar alabilmekte, bizim zamandan tasarruf etmemizi sağlayacaktır.
Esasında baş edilemeyecek bir problem yoktur. Her şeyin bir çözümü vardır diyemem. Ya bir çözümü vardır ya da yoktur. Erdem bazen kabullenmekten geçer…
Kabullenmek, kabullenebilmek… Olgun, sabırlı ve güçlü bir insan olayların çözümsüzlüğü karşısında kabullenmekte daha başarılıdır.
Problemlerimizin çoğu zaman çözümü vardır. Bazen görmeyiz, bazen görmek istemeyiz, bazense sabretmek istemeyiz.
Çözümü olmayan problemlerde vardır. Bazen çözümü olmadığını kabullenmeyiz, bazen mücadeleci ruhumuz devreye girer ve olmazı oldurma şansını zorlayıp durur. Bu durum ise kabullenmeyi bilmeyen direnen o insanı oldukça yorar. Kısa süre içerisinde hayıflanan, durmaksızın şikayet eden bu insan çevresini yormaya başlar. Belki farkında, belki değil. Çevresindekiler durumdan şikayetçi de olsa da dile getirmez. Sözde onun derdini, sıkıntısını dinliyordur. ‘’Bir şey demek olmaz, yanlış anlaşılır’’ diye korkar. İşte bu yanlış anlaşılma korkusu da apayrı bir sıkıntıdır zaten... Sen yanlış anlatmazsan, o yanlış algılamak istemezse, hiçbir şey yanlış anlaşılmaz. İfade şekline ve üslubuna dikkat ettiğin sürece yanlış anlaşılma korkun olmasın!

Derin bir nefes al ve söylemek istediğin her neyse anlat...

18 Mart 2012 Pazar

GÜÇ SENDE

Duygusallık can yakıcıdır. Eğer duygusal bir insansanız en küçük bir olumsuz olayda bile gözleriniz dolabilir. Detaylara inersiniz. Canınızı yakmış cümle, bakış, hareket uzun süre gözünüzde canlanır - kulağınızda çınlar. O konu hakkında fil hafızalı biri olursunuz. Duyguları olmayan insan, insan değildir. Hepimiz kimi zaman mutlaka ki duygusal olabiliyoruz. Bu da çok normal. Ancak duygusallığın esiri olmak bambaşka bir mesele ki asla esiri olmamalıyız.

Felsefemiz bu konuda Nietzsche'nin bir cümlesinden esinlenerek oluşsun. '' Beni öldürmeyen her şey beni güçlendirir''. Dik durun ve duygusallığın, kırılganlığın esiri olmayın. Tamam unutmayın olayları ancak anımsarken sümüklerinizi silmek yerine gülümseyin. Yıkamasın hiç bir kasırga hiç bir lodos. Ne kadar güçlü olduğunuzun farkına varın. Gücünüz sizi ayakta tutar. Hiçbir varlıkta olmayan nitelikler bahşedilmiş olan insana kaldıramayacağı hiç bir şey yüklenmez... Bunun bilincinde olun. Ve unutmayın ki sizi öldürmeyen her şey sizi güçlendirir...

YENİ SAYFA MESELESİ

Bazen aradığımız bir şeyi bulamayız. Bulduğumuzu sandığımız olur yanılırız, buluruz kaybederiz, bazense uzaktan yakından istediğimiz şeye benzetemediklerimizle karşı karşıya kalırız... Pes etmek isteriz. Hayal kırıklığı baş gösterir. Umutlar tükenir zaman zaman...
Herkesin bir yanı eksiktir bu hayatta...
Kiminin büyük kayıpları vardır, kimi anne şefkatinden mahrumdur, kiminin baba ocağı olmamıştır, kimi aradığı insanı bulamamıştır ya da sahip olamamıştır, kimi evlat özlemiyle yanıp tutuşur...
Herkesin eksik bir yanı vardır bu hayatta...
Her şey bizim seçimimiz değildir...
Kimi zaman sabır ve kabulleniş en zor vasıflardır... Sabredip beklemek yerine harekete geçmek doğru gelir bazen, sonu ne olursa olsun harekete geçmek. En iyi sonuç adına olan küçücük umut yüreklendirir kalpleri. Hüsran çoğu zaman pişmanlığı taşır sırtında. Taşıması ağırdır. Hareket halindeyken bildiğin ama es geçtiğin bu ağırlığı taşıma sırası sana gelirse vay haline. Hemen melankoliye. Yürü durma...
Bir süre sonra esas kişi yeni sayfa çalışmalarına girecektir. Klasiktir. Hayatında yeni bir sayfa açması gerektiğini düşünür ve çalışmaları girer. ''Hayatımda yeni bir sayfa açıyorum'' der ve kendi kendine sözler verir. Halbuki unuttuğu bir şey vardır ki bizler, sizler, onlar hepimiz hayatımızda her an yeni bir sayfa zaten açıyoruz... Her geçen yıl, her geçen ay, her geçen gün, her geçen saat yeni yeni sayfalar ister istemez açılıyor, açıyoruz, açıyor...
Sayfaları temiz tutmaya dikkat edelim!


Unutmayalım ki bir gün o sayfalar bitecek...

18 Şubat 2012 Cumartesi

SEN ŞİMDİ GİDİCEN YA CEHENNEMİN DİBİNE GİT / ERDAL DEMİRKIRAN

+Hiçbirşeyin gerçeği, hayalinden güzel olamaz. Hayal gücümüz beynin sağ yarım küresindedir.

+Toplumun minimum normları var. Ve herkes onlara efendi efendi uyacak. Yapım böyle'ymiş! Yok böyle bir şey! Ahlaksızlığın adına yapım bu diyerek konuyu kapatamazsın, dostluklar, sevgiler bu kadar ucuz değil. Herkesin onun yapısı bu diyerek kabul ettiği biri, hiçbirzaman bu halinden kurtulamayacağı gibi, ömrünün sonuna kadar o aptal yapıyla yaşamak zorunda kalacaktır. Ayrıca böyle bir tavır yapım bu'cuların sayısını arttıracaktır. Ancak sen reddedersen, ben reddedersem, o reddederse emin ol ki yapısı en kısa zamanda değişecek ve o da adam olacaktır.
+Seni sevmiyorum'un adını sevgimi gösteremiyorum diyen herkesi şiddetle reddediyorum. Göstermenin karşıtı saklamaktır. Ben sevgimi saklıyorum bu kalıbada uymuyorsan, sen sevmeyipte seviyormuş gibi yapan sağlam bir yalancısın.

Aşkım ben seni seviyorum ama sevgimi gösteremiyorum, benim yaradılışım bu elimde değil diyorsaaa bırak gitsin. Çünkü kafasında kurduğu '' onu kırmamam lazım çünkü yarın ondan başka şekillerde faydalanabilirim, etinden sütünden ne bileyim işte...''
+Hiç kimse duygularını gizleyemez. Eğer insansan duyguların olmalı ve sen herhangi bir konuda herhangi bir duygunu göstermelisin. Gösteremiyorsan sen zaten ruhsuzsun demektir. Senin için yapılacak bir şey yok, git hemen uyu hemde 8 saat...

+Önyargı öldürücüdür.

+Dünyada sınırlı bir zaman içinde bulunuyorsun. Bu zamanı iyi değerlendirmeli ve gereksiz işlerle ya da kişilerle zaman kaybetmemelisin.

Toplam süren bir andır. O halde hayatına giren insanları itinayla seçmen ve sana zarar veren ne varsa ertelemeden cehennemin dibine yollamalısın.
+Köydekilerin uzun yaşamalarının sebebi besin(doğal)/oksijen falan değildir. İnsan ömrünün ortalama 60 yıl olduğu gibi konularla ilgilenmedikleri ve konuyu bilmediklerindendir.

+Kendine güvenen insan hata yapmaktan korkmaz.

+İnsanın sevdiği ve vazgeçilmez olarak gördüğü ne varsa tutkudur.

+Teknoloji doğru kullanıldığında bir mucize yanlış kullanıldığında bir musibettir.

Şimdiki gençlik sanal kafeslere hapsedilmiş citalar gibi...
SEN ŞİMDİ GİDİCEN YA CEHENNEMİN DİBİNE GİT / ERDAL DEMİRKIRAN

ENERJİ

Dışarıya aktardığımız enerji, çevremizi büyük ölçüde etkiler...
Bir insan üst üste 3 defa baskın ve yüksek sesle ''midem ağrıyor'' dediğinde kendimizde bir ağrı olup olmadığını istemsiz, farkında olmadan kontrol ederiz hatta kimi zaman aldığımız bu enerjiden var olmayan bir ağrıyı varmış gibi psikolojik olarak oluştururuz...
Komedi dizilerinde ya da filmlerinde, sitcomlarda bir esprinin ardından gelen kahkaha efekti, biz espriyi normalde komik bulmayacak olsak bile efekt gereği yüzümüzde tebessümler oluşturur...
Bir kişinin dinlediği bir şarkının diline dolanması, bunu gün içinde mırıldanması bir süre sonra yanındaki kişilerinde bilincaltında kaldığından mırıldanmasına sebep olur...
Yaydığımız enerjiye ve aldığımız enerjiye dikkat!

22 Ocak 2012 Pazar

Bir Parça İp + Bir Adet Poşet



17.01.2012 - 03:00

Bugün İstanbul uzun bir aradan sonra karı gördü. Aklandı, paklandı. Tertemiz oldu. Beyaza büründü. Bugün İstanbul gelinliğini giydi. Görücüsü çoktu. Bilhassa da çocuklardı. Eskisi kadar olmasada... Eskiden çoook eskiden kar yağdığında evde çocuk kalmazmış. Hepsi sokaklara dökülür, çılgınlar gibi kar topu savaşı yaparlarmış. Soğuğa aldırmadan... Çocukluğun verdiği o saf, masum bir arzu ile... Şimdiyse işler biraz değişti. Bazı anneler pek izin vermiyor. ''Aman çocuğum üşür, hasta olur''. Nitekim şimdiki çocuklarda pek arzulamıyor. Okul arkadaşları dışında pek de mahalleden arkadaş edinen, onunla sokakta oyun oynayan çocuk sayısı oldukça azaldı. Artık çocuklar kar topu savaşını hepimizin bildiği gibi sanal alemde oynuyor. Kar yağmasını beklemelerine de gerek yok. Arzularda sanal olduğundan o atmosfer karşılamaya yetiyor. Bu kesimin zıttı olan azınlık grubun büyük bölümü kırsal kesimlerde, köylerde... Ben onları gördüm... Onlar 5 dakikada 5 farklı oyun üretebilen çocuklar... Bilgisayarları yok, playstationları yok. Ama altın yüreklerinde kocaman bir arkadaş tanımı, yüzlerinde birdaha tadılmayacak hisleri tadabilmenin kocaman tebessümü ve arkalarında bir yığın anı bırakacak çocuklar onlar... Onlar taşı, toprağı, otu, böceği oyuncak olarak kullanırlar... Rüzgarlı havalarda bir parça ip ve bir poşet ile uçurtmasını yapıp mahalleyi talan ederek, komşularına selam bırakırlar...

17.01.2012 - 03:23

Yiğidin Yoğurt Yiyişi

Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır derler ya bende birazcık kendi yoğurt yiyişimden bahsetmek istedim.
Her yeni kitaba başladığımda, o kitabı okurken;
1-Bilmediğim sözcükleri, kitapta geçen bilmediğim bir konuyu, merak ettiğim detayları, yazarın açıklamasından tatmin olmadığım birşeyi vs bir kenara muhakkak not eder, sonrasında araştırır öğrenirim.
2-Bir diğer not ettiğim şeyler ise kitapta geçen güzel sözleri, güzel cümleleri, güzel şiirleri(kime göre bana göre) not ederim.
Okuduğum kitabın sahibi ben de olsam başkası da olsa bu not etme huyum bakidir. Yani bir kitabı bitirdiğimde benim elimde 3-10 sayfa arasında bir doküman olur. Ve son aldığım karara göre de bu dokümanlarımın 2. kısmını burada fırsat buldukça paylaşacağım. 2 adet paylaştım, görüldüğü üzre başlığa kitap adı ve yazar adını yazıyorum.

16 Ocak 2012 Pazartesi

BİZ ASLINDA NEYİZ? / HÜSEYİN TUNÇ

SABIR

Zor duygudur ama sorun çözmekte üzerine yoktur. Sabır aslında anlamsız ve boş şeyler uğruna kendimizi heba etmekten alıkoyan bir frendir.
Bazılarımız çok inatçıdır. Çok da sabırsızdır. Beklemeyin koşun, sakin olmayın hiddetlenin, hemen şimdi isteyin, susmayın, bağırın çağırın, katlanmayın, karşı koyun... Siz bilirsiniz ama bu şekilde davranmakla çoğu zaman zararlı çıkarsınız. Diyelim ki kazançlı çıktınız, neyin uğruna? Kimleri kırdınız, neleri yıktınız? Kazancınız sizde ne kadar süreyle kalacak? Ömrünüzmü artacak?
Sabır, dünyanın karanlıkları içinde hep aydınlık görebilmektir.
Derin bir ızdırap hissettiğiniz zamanlarda bile, sizi mutlu edecek nice güzelliklerin var olduğunu unutmayın. Yeryüzünde insanların bakarken bile göremediği unutulmuş nice güzellikler, başı dumanlı ve karlı yüce dağlar, kızgın güneşten parlayan çöller, ekilmeyi bekleyen ovalar, içinde balıkların oynaştığı göller var. Sabırla görülmeyi ve övülmeyi bekliyorlar.
Yüreğinizde her zaman canlı tutulmayı bekleyen bir heyecan, kalbinizde aşk, düşüncelerinizde hep bir iyilik ve güzellik özlemi vardır. Sabırla koruyun onları. Herşeye ve herkese rağmen dünya ile aranızdaki bağı, hayat ile aranızdaki sevgiyi, insanlarla aramızdaki aşkı ve dostluğu sabırla koruyun.
Sabrımızı kaybedersek, kaybeden biz oluruz, kaybeden insanlık olur. Yıllar geçer, yaşananlar ve yaşayanlar ''yaşanmamış'' ve ''yaşamamış'' olurlar. Yüreklerde burukluğu ve ızdırabı kalır.

+ İyi fikirler çoğu zaman yeni fikirler değil, doğru zamanda yeniden gündeme getirilen eski fikirlerdir. Hayata ve topluma dair bazı eski felsefeleri diriltmenin zamanı belki de gelmiş bulunuyor.

+ Karalar bağlayıp ağlamayalım. Sadece aşırı arzu ve isteklerimizi, haksız taleplerimizi durduralım. Hayatın akışını hissedelim. Hergün yeni işe koyulurken, dünün bir daha gelmemek üzere geçip gittiğini düşünelim. Bize ödünc verilen bu dünyada herşeye sahip çıkmanın beyhude olduğunu anlayalım. Dünyada ne varsa, canlı ve cansız her biri diğerini tamamlar ve süresini dolduran yerini başkalarına bırakır.

+ İsteklerini dizginlemeyen, sınır çizmeyen kimsenin yanılgı ve ızdırap denizinde boğulmaktan başka önünde seçenek yoktur.

+ İyi insan ebediyetin ve sonsuzluğun bir parçasıdır. Ey benliğim! Mademki sonsuzluğu istersin, fani şeylere olan bu şiddetli aşkın ve ölçüsüz muhabbetin nedendir? Sonsuzluğu yanlış yerlerde ve manayı, içi boş şeylerde aramaktan vazgeç!

+ Bizler aklıyla düşünen, kalbiyle hisseden, vicdanında adalet mekanizması ve merhamet hisleri olan varlıklarız. Birbirimizden sevgi, anlayış, hoşgörü, dürüstlük, adalet, güleryüz, güzel söz bekleriz. Beklediklerimizi niye başkalarına sunmayalım ki? Bu yaklaşımı özümsemek ve uygulamak hayatımızı sorgulamakla mümkündür. Hayatımızı ve kendimizi sorguladığımızda iyiyi, kötüden çirkini, güzelden hakkı, batıldan ayırabiliriz.

+ Derin ve anlamlı dünyaları keşfetmek yerine, körebe veya elimsende oyunu oynamayı tercih ederiz. Ya da çömlek patladı...
Vermek bolluğu getirir, iyi bir dünya doğar ahlakla;
Sabır güzelliği getirir, zirveye ulaşılır çabayla.
Konsantrasyon huzuru getirir ve ilimden gelir özgürlük;
Merhamet, dilediğimiz herşeyi sunar önümüze.

BİZ ASLINDA NEYİZ? / HÜSEYİN TUNÇ

15 Ocak 2012 Pazar

A.Ş.K. neyin kısaltması? / TUNA KİREMİTÇİ

+ Yaklaşmaya korkan insanlar vardır. Yaklaştıkları zaman ruhlarının görüneceğinden korkarlar.
Her zaman mesafelidir onlar. Bayrak törenlerindeki çocuklar gibi, dirsek mesafesinde dururlar hep. Çocuklarına karşı da öyledirler, eşlerine dostlarına karşıda. Alçıdan yontulmuş bir büst gibi çıkarlar karşınıza. İçlerine sızmak, aslında ne düşünüp hissettiklerini anlamak çoğu zaman mümkün değildir.Onlar mesafelere inanırlar, mesafelerin koruyucu gücüne.
Böyle insanlara bakarken, sizi yaklaşmaktan alıkoyan görünmez bir duvarla çevrili olduklarını anlarsınız. Bu duvarı ören geçmişte yaşadıklarıdır aslında. Hepimiz gibi onlarda kırılmış, örselenmiş, yenilmişlerdir.
Tanıdığınızı sanırsınız onları, oysa her fırsatta bir yabancıya dönüşüverirler.
Anladığınızı sanırsınız, oysa labirentleri ilk fırsatta sizi de çekiverir bağrına.
Sevdiğinizi sanırsınız. Oysa günün birinde anlarsınız ki sevecek kadar tanımamışsınızdır aslında.
Tanımanıza izin vermemişler.Yaralı kuşlardır onlar. Yaralarını kimseye göstermek istemezler. Zordur yaralı bir kuşla birlikte yaşamak. Sabır ve dayanma gücü ister.

+ Kış duygusu, bir tatlı yalnızlık demek. Hüzünlenmenin zevki, sessizliğin melodisi demek. Kış duygusu, kalın bir Rus Romanına başlamadan önce içilmiş bir fincan kahve demek. Kış duygusu, gece vakti sevdiğimizin üstünü örtmek demek.

+Kışın Gerçekleri;
1- Aslında herkes yalnızdır. Bu durum, bazı şartlar dahilinde somut olarak ortaya çıkar. Mesela kış gibi.
2- Herkes hüzünlenebilir. Bazıları bunu saklamayı daha güzel becerir. Bazı durumlarda ise onlar bile zorlanabilirler. Kış gibi.
3- Herkes üşüyebilir. Kaç kat zırh kuşanmış da olsak, bazen masum görünen bir ses, koku ya da dokunuş iliklerimize işleyip bizi üşütebilir.
4- Herkes yanılabilir. Yaz ayları gözlerimizi kamaştırdığı için yanlış insana gönül vermiş, yanlış şarkıyı dinlemiş, yanlış kitabı okumuş olabilir. Kış ayları bu tür hataların telafisi için her bakımdan uygundur.
+Telaşla finiş çizgisine varmak zorunda olduğumuz bir yarış pisti değil aşk. Sindire sindire yol alabileceğimiz ağaçlı bir yol.

+Son sayfaya ulaşmak için o kadar acele ediyorlar ki, yol boyu sıralanmış güzellikler gözlerinden kaçıveriyor.

A.Ş.K. neyin kısaltması? / TUNA KİREMİTÇİ