26 Mart 2013 Salı

Elimde Barbie

Küçükken en büyük ayıplarımdan biri barbie bebeklerimi oyun gereği öpüştürmemdi. Bundan çok utanırdım ama bildiğim bir şey vardı; bir anne barbie ile baba barbienin oyunda öpüşmesi mecburiydi. Ve eğer gerekirse kendimi bu mecburiyetle savunabilirdim.Şimdiki ayıplar ise... Bir kere hiç bu kadar masum değil... Barbielerimle oynarken , büyük olmak zor görünmüyordu aksine muhteşemdi. O yüzden oyunlarda hep büyük kadını oynardım. Büyük olmak çok güzel görünürdü gözüme, biran önce büyümek isterdim.
Aradan yıllar geçti, okula başlama vakti geldi... Ortam güzeldi, Ali ata baktı, Işıl ılık süt içti :)
Belli bir süre sonra çalışan kızlara özendim. Biran önce okulumun bitmesini ve işe başlamayı istedim.
O zamanlar büyük olmak neydi? Ruj sürmekti, topuklu ayakkabı giymekti, o yemeği zorla yememekti, istediğini satın almaktı, dilediğince çikolata yemekti, karar alan kişi olmaktı, özgürlüktü, mükemmeldi.
Şimdi okulum bitti 23 yaşına geldim, sanırım biraz büyüdüm :) Ya şimdi? Şimdi büyümek nasıl?
Anne ve babanın kararları genelde hep doğruymuş. Onların karar alması daha huzurlu daha rahat daha güvenilir. Sorumluluklar artıyor. Her geçen gün sırtında bir yeni yük. Ögrenci olmanın avantajlarına, keyfine hiç girmeyeyim diyorum ama en azından şunu söyleyeyim; okula gidiyorsun canın derse girmek istemiyor mu? gitmezsin olur biter, işe gidiyorsun canın bugün gitmek istemiyor mu? gitmemek gibi bir lüksün yok. Asıl özgürlüğün büyüyünce, sorumlulukların artınca kısıtlanıyor dostum!
Her daim yaşımızın, anımızın, dönemimizin kıymetini bilmeliyiz. Aslında hepsinin ayrı bir güzelliği var :)

Hiç yorum yok: