29 Mayıs 2014 Perşembe

Elveda Gargamel

Maddi-manevi verdiklerimin karşılığını almak, yeterliydi.

Sen aldın, aldın…

Aldın, bilmedin.  Aldın, görmedin. Aldın, doymadın.

Ben savundum. Seni savundum. ‘İçinde bir nebze vicdan vardır’ dedim. ‘O iyidir’ dedim. ‘Evet, gaflette ama geçecek’ dedim. ‘Durulacak’ dedim. ‘Düzelecek’ dedim. Yardım etmeyi denedim olmadı. Gücüm yetmedi. Yardımdan, vazgeçtim.

Durdum, bekledim. Dua ettim, bekledim. ‘Düzelecek her şey’ dedim. Buna gönülden inandım. Senin içten içe hep iyi bir insan olduğunu düşündüm.

Gelmedim, gelemedim. Görmedim, göremedim. Haberlerini aldım, kah üzüldüm, kah sevindim, kah ağladım, kah güldüm. Hatırladım, çok kez hatırladım seni. Bazen gördüm, başka yüzlerde. Bazen duydum, başka seslerde. Rahatlığını, yersiz kahkahalarını, sorumsuzluğunu, gereksiz neşeni, laubaliliğini hatırladım.

Aradan yıllar su gibi akıp geçiyordu...

Hayatta çok yanlış yapmıştın ve artık yanlışlarının götüreceği bir doğrun bile kalmamıştı. Ama hani derler ya ‘it yesin ciğer işte’… O misal atsam atamadım, satsam satamadım seni içimde…

Gel zaman git zaman...

Bugün elveda etmemizin vakti geldi. Ciğer işte diyemeyeceğim artık. Haddini fazlasıyla aştın be adam! Nankörlük ettin. Yapılan fedakarlıkları hiç ettin. Benimle yok yere uğraştın. Beni yanılttın. Üzdün.

Yerin yok artık… Ne dilimde, ne gözümde, ne gönlümde. Bunlar sana yazdığım, çizdiğim, düşündüğüm son demler olsun inşallah...

Üzücü, gerçekten çok üzücü...

Ah gafil! Yanlışın içinde boğulurken, bana edepten bahsetmek senin neyine? Söylenecek daha onca şey varken, tek bir cümle ile susacağım; Allah seni ıslah etsin inşallah…

Bye bye gargamel



Hiç yorum yok: